''Bir adam, gün boyunca düşündüklerinin toplamıdır. ''aforizmasının sahibi, Ralph Waldo Emerson; 25 Mayıs 1803'de Boston' da doğdu ve 27 Nisan 1882'de Concord'da öldü.

Şair, deneme yazarı ve dünya çapında etkili olan ilk Amerikan düşünürüdür. 1812'de Boston Latin Okulu'na girdi. Harvard'da ilahiyat okudu . Emerson da babası gibi papaz oldu ve 1829'da bir Üniteryen kilisesinin rahipliğini üstlendi.

Ellen Louisa Tucker ile evlendi. Ellen henüz 20 yaşındayken tüberkülozdan öldü.

1832'da ruhsal bir bunalımdan dolayı rahipliği bıraktı. Bu kararında karısının ve erkek kardeşlerinin ölümünün payı büyüktü. 

İlk eşinin ölümünden 4 yıl sonra İkinci eşi  Lidian Jackson Emerson ile evlendi. Lidya, köleliğe karşı gelen ve kadın haklarını savunan esprili ve hoşsohbet bir kadındı. Emerson  çocuk ve torun bakımından şanslı biri ve torun sevgisinden sıkça bahseden bir düşünür. Kızlarından birine ilk eşinin ismini verdi. Çocuklarından Woldo Emerson'u henüz 5 yaşındayken kaybetti.  

Lidya Emerson- Oğlu Edward ile- 1847

 

Günlüklerinden bir bölümü,; Öylesine bir şeyler yazan insan -Pini Pini Pin, Türkçeye çevirmiş. Emerson, Oğlunun öldüğü tarihte yazmış. Çok etkilendim.

Günlük, Mart 1841

Ben bu dünyaya kendi özümdeki beni sunmak ve evrendeki evreni iletmek üzere geldim. Ben,  doğanın önüne geçemediği ve beni yapmaktan alıkoyamadığı o malum ve muhakkak “fayda”yı sağlayabilmek , sağladıktan sonra yeniden o kutsal sessizliğin içine dalmak ve bir insan olarak içinden yükseldiğim sonsuzluğa dönmek için doğdum.  Tanrı zengindir ve benden çok daha fazla insanı, uygun zamanlarını, ihtiyaçlarını ve güzelliklerini göğsünde barındırır. Şayet istersem şunu söyleme hakkım vardır ki, bu eller, bu vücut, Waldo Emerson’un bu hikayesi hem çok derin hem de çok yorucudur, ama ben kendimi ne bununla ne de başka insanlarla karıştırmamak üzere iniyorum dünyaya. Hayatının ötesinde, tüm mahlukların ötesinde bireylerin her türlüsüne sonsuza dek bir faydalar denizi akıtıyorum. Ve akıntı asla geriye doğru saramaz veya insanın günahı ya da ölümü, tıpkı güneşin kendini ışınlara veya denizin kendini damlalara paylaştırdığı gibi kendini insanlara paylaştıran o değişmez “enerji”yi asla bozamaz.

 

Ralph Waldo Emerson oğlu Edward ve ve kızı Edith 

***

Üzerinde yıllarca düşünülmüş denemeler dizisinden oluşan ilk kitabı Nature (Doğa) 1836'da az sayıda yapılan bir baskıyla yayımlandı. 1835'de Transandantalizmin (Aşkınsalcılık) akımının amentüsü Statement of the First Philosophy (İlk Felsefenin Dile Getirilmesi) yayımlandı. Alman felsefesinden alınmış bir terim olan 'Transandantalizm' Amerika'da daha geniş bir anlamla kullanılmaya başlandı. Bu akımın yayın organı olan ve üç ayda bir yayımlanan The Dial adlı derginin kurulmasına ve yayınlanmasına yardım eden Emerson, bir süre sonra yayın yönetmenliğini Henry David Thoreau ile birlikte üstlenerek konferans dizilerinden derlediği History (Tarih), Self-Reliance (Özgüven), Compensation (Bedel), Friendship (Arkadaşlık), The Poet (Şair), The Over-Soul (Üst-Ruh), Politics (Siyaset), vb. denemelerini bu dergide yayımladı. Dergi çok geçmeden, genç edebiyatçılar için açık bir forum haline geldi. Emerson aşkınsalcılık akımını dergide "bir devrimin ilerlemesi" olarak açıkladı. Şiirleri Poems'den (1846; Şiirler) sonra May-Day (1847; Bir Mayıs) adı altında toplandı.

***

Amerikan Transandantalizmi; döneminin kültür ve toplumunun genel durumuna özellikle de Harvard'daki entelektüalizme karşı bir protesto olarak ortaya çıkmıştır. Temel inançları arasında, aşkın ideal spiritüel durumun; fiziksel ve empirik olduğu ve kurumlaşmış dinlerin doktrinleriyle değil yalnızca bireyin bağımsızca kendi içine dönmesi yoluyla idrak edilebileceği bulunmaktadır. Transandantalistler varolan toplumsal kurumların bireyin kendi içindeki iyiliği farketmesi ve ona dönmesine mâni olduğuna inanmışlar, bu yüzden bireyin kendini keşfine önem vermişlerdir.

Bu akım dünyanın ve Tanrının birliğine olan temel bir inanca dayanıyordu. Her bireyin ruhunun dünyayla aynı olduğu, dünyanın birebir bir mikrokozmozu olduğu düşünülüyordu. Kendine güven ve bireycilik doktrini, bireysel ruhun Tanrı ile kendini özdeşleştirmesine olan inançla gelişti.

Önde gelen Transandantalistler; Ralph Waldo Emerson'dan sonra Emerson'un yakın arkadaşı Henry David Thoreau ve Margaret Fuller, Bronson Alcott, Orestes Brownson, William Ellery Channing, Frederick Henry Hedge, Theodore Parker, ve George Putnamdır. 

Nedense Transandantalistler arasında Emerson'un eşi Lidya'dan bahsedilmez . Transandantal Kulübü'ne üyedir ve güncel olaylarla ilgili Emerson'a yorumlar yapar. Objektif bakış açısı ile eleştirir. Bunun ile ilgi yazılarının bile olduğu söylenir.  Sanırım kadın olduğu için pek üstünde durulmamış !

*** 

Emerson'un Denemelerini okuduktan sonra Nietzche;  "Kendimi Emerson'a o denli yakın buluyorum ki onu övmekten çekiniyorum, çünkü kendimi övmüş gibi olmaktan korkuyorum." der. Nietzche'nin bu sözü İnsanın Görkemi kitabının kapağını da süslüyor.

En sevdiğim sözlerinden biri ''Hepimiz başkalarını kendi yüreğimizde taşıdığımız biçimde görürüz''. Sonrasında merak edip araştırmaya başladım. Denemeler 1 ve 2 adıyla yayınlanan iki kitabını okuyanus yayınlarının 'insanın Görkemi' adıyla tek kitap halinde okucuya sunduğunu öğrendim. Çevirmenler; Cihan Dansuk, Pınar Öztamur. Emeklerine sağlık. Cidden çevirmen benim için en az yazar kadar önemli.

Emerson okuduğunda, benimle aynı şeyi hisseden çok fazla insan olduğuna eminim. Enerji midir? Okura ulaşan büyü müdür bilmiyorum. Fakat en başarılı ve en dolaysız düşünürlerden, öğreticilerden, denemecilerden, filozoflardan biri olduğunu biliyorum.

''Ben alıntıları sevmem, bana sen ne bildiğini söyle'' demiş ya Emerson. ''Ama seninkiler sevilmez mi be abi '' diyeni, öveni olmuş mudur acaba? Umarım olmuştur...  

Alıntılar:

* Kefaret ödemek değil, yaşamak istiyorum ben. Hayatım; kendisi için vardır, bir gösteri için değil.

* Dünyanın ne düşündüğüne göre yaşamak kolaydır bu dünyada, yalnızken de kendi kafamıza göre yaşamak kolaydır, ancak büyük insan, kalabalığın ortasında yalnızlığın bağımsızlığının kusursuz tadını yaşayandır.

* Toplum her yerde her bir üyesinin yiğitliğine dair  bir kumpas kurar. En revaçta olan erdem, itaattir. O da özgüvenden tiksinir. Gerçekleri ve yaratanları değil, isimleri ve gelenek görenekleri sever…

* Hakikat, yapmacık sevgiden daha güzeldir. İyiliğin bir keskinliği olmalıdır, aksi halde hiçbir şey değildir.

* İnsan yüreğini yaptığı işe koyup elinden gelenin en iyisini yaptığında rahat ve neşelidir.

* Hayatımız, kanatlı hakikatlerin ve olayların sonsuz uçuşundan başka nedir ki? Bu değişimler müthiş bir çeşitlilikle gelir, hepsi insan ruhuna sorular sunarlar. Bu hakikatlere ve zamana dair sorulara üstün bir akılla yanıt veremeyen insanlar, onlara hizmet ederler. Gerçekler onlara sorumluluklar yükler, onları ezer, insanı gerçek bir insan yapan her ışık belirtisini söndüren hakikatlere tam anlamıyla itaat eden kalıp ve sağduyu insanları yaratır. Ancak insan içgüdülerine, duygularına sadık kalır, sanki üstün bir ırka aitmiş gibi görünen hakikatlerin hakimiyetini reddederler, ruhuna sımsıkı yapışır ve özü görürse, o zaman hakikatler yerine oturur, yerleşir, efendilerinin kim olduğunu bilir ve en zalimi dahi efendisini yüceltir.

* İnsanların çoğu, gözlerini öyle ya da böyle bir mendille bağlamış, fikir topluluklarından birine ilişmişlerdir. Bu uyum, onları yalnızca birkaç ayrıntıda sahicilikten uzak ve birkaç yalanın müellifi kılmaz, ayrıntıların tümünde sahte kılar.

* Her insan, evrensel aklın vücut bulmuş bir başka halidir. Özel olarak yaşadığı her yeni olay, büyük insan topluluklarının yaptıkları üzerine ışık tutar,hayatındaki buhranlar ise ulusal buhranları işaret eder.

* Yüzeyde sonsuz bir çeşitlilik, merkezde ise sebebin basitliği vardır ki! Bir insanın -aynı kişiliği gördüğümüz kaç hareketi vardır ki!

* Anlatılan bir olayın, inanılır ya da anlaşılır olması için benim içimdeki bir şeye karşılık gelmesi gerekir.

* Deha sebep-sonuç ilişkisine dayalı düşünceyi inceler ve her şeyin ta menşeinde, bir küreden çıkan ışınların, düşmeden önce sonsuz çapa ayrıldığını görür.

* Nişanlara, isimlere, büyük topluluklara ve ölü kurumlara ne kadar kolayca teslim olduğumuzu düşününce utanıyorum

* Yetişkin; kendi zihninde, bilincinde hapsolmuştur. Yaptıkları ya da söyledikleri övgü toplar toplamaz, bağlı biridir artık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Popüler

Shezofren Tasarımlar