19 Eylül 2016 | Pazartesi

İbrahim Balaban

Kültür Sanat

Nâzım Hikmet, hastaneden çıkınca birkaç gün bir dostunun evinde misafir kaldı. Sonra annesinin Kadıköy'deki evine geçti. Burada kendisini ziyarete gittiğimiz zaman bizi zengin tablolarla bezenmiş geniş bir odaya aldılar. Oda bir resim sergisi haline getirilmişti. Nâzım'ın yanında 25 yaşlarında bir genç vardı. Bu genci ilk defa görüyorduk.Nâzım, yetiştirdiği öğrencisiyle övünen bir öğretmen gibi bu genci bize tanıttı:
'' İşte İbrahim Balaban... Şu gördüğünüz tabloların sahibi,'' dedi. 
Böyle bir ressamın o güne kadar adını bile duymamıştık. Kimdi bu genç ressam? Duvardaki tablolardan gözümüzü ayıramıyorduk. Bir renk cümbüşü içinde köy hayatının çeşitli görünüşleri bir araya getirilmişti. Türk köyünü bu kadar renkli ve kuvvetli çizgilerle veren bir eser görmemiştik. Nâzım, tabloları merakla seyredişimizi sevinçle izliyordu. Nihayet bu işin hikâyesini anlattı:
Balaban'ı hapishanede tanımıştı. Bir köy çocuğuydu. Bir kaza yüzünden hapse düşmüş, Nâzım'la birlikte hapisten kurtulmuştu. Nâzım, hapishanedeki hücresinde boş vakitleri resim yaparak geçirirdi. Bir gün bu köy çocuğu Nâzım'ın hücresine gelerek Nâzım'ın resim yapışını seyretmek isteğini göstermiş ve bir köşeye sinerek Nâzım'ın çalışmasını izlemeye başlamış. Bu birinci ziyaretten sonra her gün Nâzım'ın yanına gelmeyi âdet edinmiş. Nihayet bir gün resim yapma denemesi hevesine kapılmış. Nâzım'dan fırça ve boyalarını kullanmak için izin istemiş. Bu kez Nâzım onun yerini alarak Balaban'ın resim yapışını seyre dalmış. Balaban o vakte kadar hiç resim görmemiş, bir ressamın eserini tanımamış, Nâzım'ın yaptığı resimlerden başka görgüsü yok. Ama hayret! Fırçayı ustalıkla kullanıyor, renkleri iyi seçiyor ve birleştiriyor. İlk deneme başarıyla sona erince Nâzım, bu köy çocuğunu sevgiyle kucaklamış ve o günden sonra gelip istediği gibi çalışabileceğini bildirmiş. İşte bu gördüğümüz tablolar o çalışmanın ürünleriydi.
''Seyreyle gözüm,'' diyordu Nâzım, ''bak köylerde ne gizli istidatlar var! Ben bir tanesini keşfetmiş olmakla seviniyorum.''

Sevinmekte haklıydı. Sonraları Balaban, Türkiye'nin tanınmış ressamlarından oldu.

''Zekeriya Sertel''

 

Bahar

İbrahim Balaban’ın ‘Bahar Tablosu’ üzerine Nâzım Hikmet'in şiiri:

İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın
İşte şafak vakti Mayıs ayındayız
İşte aydınlık:
Akıllı, cesur, taze, diri, insafsız…
İşte bulut:
Kaymak gibi lüle lüle
İşte dağlar:
Hem de mavi, hem de serin
İşte sabah seyranı tilkilerin
Uzun kuyruklarında ışık,
Sivri burunlarında telaşları.
İşte seyreyle gözüm:
İşte karınları aç, tüyleri diken, ağzı kırmızı
İşte dağ başında kurdun biri.
Kendi içinde duymadın mı sen
Aç kurdun öfkesini sabah vakitleri?
İşte seyreyle gözüm:
Kelebekler, arılar…
İşte kıvıl kıvıl devranı balıkların
İşte bir leylek
Mısırdan yeni gelmiş.
İşte bir geyik; daha güzel bir dünyanın hayvanı.
İşte seyreyle gözüm;
inin önünde ayı, uyku sersemi henüz
Sen aklından geçirmedin mi hiç?
Toprağı koklayarak, ayılar gibi dalgın yaşamayı
Bala, armuda, yosunlu loşluğa yakın,
İnsanın sesinden, ateşten uzak.
İşte seyreyle gözüm: sincaplar, tavşanlar,
İşte kertenkele, işte tosbağa,
İşte üzüm gözlü eşeğimiz, bir ağaç pırıl pırıl
Güzellikte insana en çok benzeyen
İşte çayır çimen:
Girin içine çıplak ayaklarım.
İşte kokla burnum:
Labadalar, ebe gömeçleri.
Ellerim ellerini, dokunun, okşayın, avuçlayın,
İşte anamın sütü,
karımın eti,
gülüşü çocuğumun.
İşte sürülen toprak.
İşte İnsan:
dağın taşın, kurdun, kuşun efendisi.
İşte çırakları, işte poturunda yamalar
İşte karabasan.
İşte sağrılarında kederli, korkunç oyuklarında öküzleri.
On yıl mapusta yattı ama kaybetmedi
Umudunu Balaban.
İşte Seçköy’ den Ali’nin kızı geliyor al taylarıyla tarlaya 

Kurtuluş Savaşı

 

İbrahim Balaban:
1921'de Bursa - Seçköy, Osmangazi'de dünyaya geldi. Doğduğu köyün 3 yıllık okulunda eğitim gördü. 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken hint keneviri yetiştirmek suçundan cezaevine girdi. Cezaevinde kendini avutmak için resim çizmeye başladı. Resimlerini zeytinyağına batırdığı renkli kalemlerle yapıyordu. Altı ay hapis ve 16,000 lira da para cezasına çarptırılmıştı; ancak para cezasını ödeyemeyince, para cezası üç yıl mahkümiyete çevrildi. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkûmun saldırısına uğrayan Balaban, cezaevinden çıktıktan sonra evlendiği gün düğün evini basan hasmını öldürdü ve yeniden cezaevine girdi. 1942 ile 1944 ve 1947 ile 1950 yılları arasını Bursa Cezaevi'nde geçirdi.
Cezaevindeyken önce babası Hasan Çavuş'un cinayete kurban gittiği; daha sonra da doğumda karısının öldüğü ve çok kısa bir süre sonra da çocuğunun ölüm haberlerini aldı.

Tutuklanan Öğrenci

 

Balaban, Bursa Cezaevi'nde kendisinden 20 yaş büyük olan Nâzım Hikmet Ran'la tanıştı. Onun desteği ve ilgisi sayesinde resim yeteneği ortaya çıktı ve gelişti. Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’i hikâyeci, Balaban’ı ise ressam olarak yetiştirmek istiyordu. İbrahim Balaban cezaevinde resmin yanı sıra felsefe, sosyoloji, ekonomi-politik konularında pratik bilgiler edindi. Ressam, yedi yıl süren Nazım Hikmet'li günlerini ileriki yıllarda yazdığı Şair Baba ve Damdakiler kitabında anlatmıştır. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneye konan "Aslolan Hayattır" adlı tiyatro oyununda ve "Mavi Gözlü Dev : Nazım Hikmet" adlı sinema filminde (Yönetmen: Biket İlhan) bu kitaptan alıntılar vardır. Ayrıca kitabı yazar Haldun Çubukçu tarafından oyunlaştırılmış ve yönetmen Ayşe Emel Mesci tarafından sahneye konularak 2011 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelenmiştir.

Usta İle Çırak

 

Balaban, “Sanat yaşantının izdüşümüdür. Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu yapar. (Yani sanatsal biçimini oluşturur.) “ kuramını ortaya koymuş ve sanatını bu kuram üzerine oturmuştur. İlk sergisini 1953'te İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi'nde açtı. Sonraki yıllarda hem Türkiye'de, hem de yurtdışında pek çok sergi açtı. 1961'de Yeni Dal Grubu sergisindeki bir tablosundan dolayı yargılandı, ancak aklandı. Yine 1968'de Gazi Dergisi'nde basılan bir tablosundan dolayı yargılandı; ondan da aklandı. 1969’da Adana’da sergilediği resimleri saldırıya uğradı.
Resim eleştirmenleri kendisini "Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten ressam" olarak tanımlarlar. Balaban, sanat hayatını Dağınık, Nakışsı, Ağır Aksak, Oyuncaksı, Tutsak, Özgürlük gibi dönemlere ayırır. Önceleri köy yaşamının yoksulluğunu, köylü üretim araçlarını resmeden sanatçı, giderek destanlara, halk inançlarına, kahramanlarına, söylencelere, mitolojiye uzanır. Giderek kente göçü, kentteki yaşam ve demokrasi mücadelesini ele alır. Son dönemde Anadolu Erenleri ve Bereket Anaları'nı resimler.
Bugüne kadar ikibinden fazla tablo ve bunun birkaç katı desen üretti; kendisi aynı zamanda yazar olup, yayınlanmış 11 adet kitabı bulunmaktadır.

Bereket Ana

 

Göç

 

''Resimlerimi yaparken başkalarını kopya etmek yerine kendi yaşantımı model aldım. Sonra ülkemdeki insanların serüvenlerini, sevinçlerini, duygularını, mutluluklarını yumak ettim. Anadolu insanımızın yaşantısı sanki yumak oldu. ‘Ben hangi topraklar üzerinde resim yapıyorum’ dedim. Yaşantımdaki, sanatımdaki tortuları öyle bir ayıkladım ki sanki sel gitti kum kaldı…''
 

Doğum

 

Resim yapıp sergi açma, kitap yazıp yayma, mektup ve evrak kolleksiyonu yapma özgürlüğüne sahibim. Ülkede demokrasi var.

Son “Beşinci Dönem” sergimdeki resimlerde, önceki ylllarda olduğu gibi, komik bir takım bahaneIer bulamayınca, 30 tane geri kafalıyı sergime saldırtıp kentin en büyük caddelerinde resimlerimi parçalattılar. Ülkede demokrasi varmış: Ben resim sergisi açmakta serbestmişim, ama benim resimler millete zehir saçmakta imiş. (komünizmi aşılamak)… Bunun için halkın içinden bir topluluk gelip beni cezalandırmış… Peki, evimin soyulmasına ne buyrulur? Evin içindeki eşyaların suçu neydi acaba? Eşyalarımın suçu da: beni ve ailemi huzura kavuşturmaktı, besbelli… Ülkede demokrasi var: Benim, güzel sanatlarla uğraşma özgürlüğümün yanında, onların hırsızlık yapma, tuzak kurma, iftira atma özgürlükleri var.

Bütün bunlara karşın, sanatçı ayakta durabiliyorsa, yani bir yaşam savaşı içinde; doğrudan, ileriden ve güzelden yana olarak yapıtlar koyabiliyorsa ortaya, o’nun ayakta durmasını sağlayan, o’nu destekliyen yigit insanlar, sanatçılar ve yazarlardır elbette.

''İbrahim Balaban''

 

    

 

 

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Shezofren Tasarımlar