12 Haziran 2016 | Pazar

Râzî

Shezofren Takıntılar

Ebu Bekir Râzî (865-925)

İslam Felsefe Tarihi'nin önde gelen rasyonalist filozoflarından biridir. Felsefe görüşlerinden daha çok tıp ve kimya alanlarındaki başarılarıyla tanınıyor. Bu iki alandaki başarıları gerek batı gerek islam dünyasında olsun birçok araştırmaya ışık tutmuştur.

Râzî'nin felsefe görüşlerinin kendinden sonra İslam dünyasında taraftar bulamamasının sebebi olarak onun ''Vahiy'' bilgisinden daha çok ''Akıl'' bilgisine önem vermesi gösterilir. Ona göre doğruyu bulmak için akıl yeter. İnsanlar eğitim ve Öğretim yoluyla Tanrı'ya inanırlar. Peygamberler birbirlerinin düşüncelerini değiştirmişlerdir. Tanrı elçileri eğer aynı ilahi kaynaktan ilham alıyorlarsa bu değişikliğin sebebi nedir? 

Ebu Bekir Râzî'yi batının daha iyi tanıyor olması bir gerçek. Günümüze kadar gelen eserlerinin hemen hemen hepsi batı dillerine tercüme edilmiştir.

Tabiat ilimleri  ve tıp alanlarında hemen hemen her konu ile ilgilenmiş ve araştırmıştır.Bu konularla ilgili 184'e yakın eser bırakmıştır. 

Râzî'nin Latince çevirisi

 

Kimya alanında bazı aletler yaparak 'damıtma' metodunu kullanmış ve çeşitli maddeler elde etmiştir. Modern Kimya'nın oluşumuna kadar fikirlerinin etkinliği çok önemlidir. Oluşumdan sonra fikirleri geliştirilerek devam etmiştir.

Sülfürik asit ve Alkol’ün kaşifi olarak ünlenmiştir.

Tıp alanında ' Deney ve Gözlem' metodunu kullanmış ve hastalarının kobay olarak kullanılmasını kabul etmeyerek maymunlar üzerinde deney yaparak birçok hastalığın sebebini bulmuş ve günümüz hastane sisteminin temellerini oluşturmuştur.

Râzî, kimyayı Tıp'ta uygulayan ilk kişi olarak bilinir. Tıp alanındaki başarıları sayesinde İslam Dünyasının ' en büyük tabibi olarak' nitelendirilmeyi hak etmiştir. Pediatrinin Babası Râzî , çocuk ve kadın hastalıklarını tasnif ederek teşhis ve tedavi yöntemlerini göstermiştir.

Öğrendiği ilimler; Kimya, Tıp, Fizik, Musiki, Astronomi, Simya, Dil, Edebiyat ve Felsefedir.

İlme ve ilim adamlarına düşkünlüğünün '' Sevgi ve tutku'' olduğunu söylemektedir.

Çok fazla okumasından, ilme olan düşkünlüğünden dolayı gözleri ile ilgili sürekli sorun yaşamıştır.ileri yaşlarda görme yetisini tamamen kaybettiği söylenir. Öğrencilerinin ameliyatla tedavi önerisini, " Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!" diyerek kabul etmemesi ona yakışan bilgece tavır olarak nitelendirilir.

Gözleriyle ilgili kendisinin El-Camiu'l-Kebir adlı eserinde ; geceli-gündüzlü on beş yıl çalıştığını ve bunun sonucunda da okuması ve yazmasını engelleyecek derecede gözlerinin zayıfladığını ve ellerinin tutmaz hale geldiğini dile getirir. Bu durumda bile ilmi öğrenmeyi bırakmadığını, başkalarına kitapları okutarak öğrendiğini ve eserlerini de yazdırdığını anlatır.

Zenginlik ve varlık içinde olmasına rağmen mütevazi bir yaşamı benimser. Kendi ifadesi ile 'Hocamız Sokrat' diye nitelendirdiği Sokrat'ın yaşam tarzını örnek aldığı görülmektedir.Kendisinin 'Normal bir yaşam' geçirdiğini dile getirerek 'İdeal Hayat' ın ne olduğu konusunda bu hayatın en üst seviyede değil, en aşağı seviyede bir hayat olduğunu söyler. Fakat burada 'en aşağı'derken de hayatın;Maniheistlerin,Hindlilerin,rahiplerin ve sufilerin yaşam şekilleri olarak belirlenemeyeceğini, çünkü bu şekilde yaşamanın yaşam anlayışı dışına çıkmak olduğunu ifade eder. Bu sebeple en yüksek yaşam veya sufi ve rahiplerinki gibi en aşağıda bir yaşamı benimsemenin Tanrı'ya öfkelendiğini ve bu durumun filozofluktan kovulmayı gerektiren bir durum olduğunu söyleyerek kendisinin bu iki seviyede yaşadığını aktarır.

İnsanlardan tedavi ücreti almayan Râzî; Tıbburrahi adlı eserinde, nefsin kötü hasletleri olarak ifade ettiği, doyumsuzluk, yalan, haset, öfke, cimrilik, kendini beğenme, makam sevgisi, şehvet düşkünlüğü gibi özelliklerden bahseder ve insanı eleme sürükleyen bu kötü hasletleri kontrol altında tutmanın şart olduğunu vurgular. Bunun için insanın durumunun dostlarının eleştirilerini dikkate almasını ve bu hasletlerin getirdiği zararların farkına varıp, aklını kullanmasını tavsiye eder. Fakat Razi’nin bu yaklaşımı heva sahibi olan insanın doğası ile uyuşmamaktadır. Zira yeterli olgunluğa ulaşamamış kişiler hatalarının söylenmesinden hoşlanmaz ve tepki verirler. Bu onların nefislerine ağır gelir. Dolayısıyla Râzî’nin bu yaklaşımı ancak kemale ulaşmış kişiler için geçerli olabilir.

Alimler Köşkü Viyana- İran tarafından bağışlanan Râzî heykeli

Râzî'nin düşüncelerinde Maniheizmin, Bırahma dininin ve eski filozofların etkisi vardır. Kendisi gözlemlere ve deneylere önem veren bir düşünürdü. 

Râzî, dinlerin doğmasının şu dört sebebe dayandığını söylemiştir.

1- Taklit: Çocuklar ana ve babayı taklit ederler. Milletler daha önceki milletlerden faydalanırlar. Din dÜşüncesi nesilden nesile devam etmiştir.

2- Hakimiyet ve siyaset: Siyaset adamları halkı yönetmek için onları dinle korkutur ve uyuştururlar. Dikkatleri Ahirete yöneltirler.

3- Psikolojik etkenler: İnsanlar korku ve felaket anlarında dinden ve gizli güçlerden yardım istemek ihtiyacını duymuşlardır.

4- Adet ve alışkanlıklar: Bazı hareket ve fiiller alışkanlık ve tekerrür sonucu olarak insanda yerleşir. Dini davranışlar da bir adet ve alışkanlık haline gelerek devam ederler.

Râzî, Kuran'ı, İncil'i ve Tevrat'ı da eleştirmekten çekinmemiştir. Bununla beraber beş kadim varlığın mevcudiyetini iddia etmiştir. Ona göre bu kadim varlıklar Allah, nefs, zaman, mekan ve maddedir.

Râzî'ye göre; Evren ve özellikle dünya gerçek yurt ve mutluluk yeri değildir. İnsanı maddenin bağlarından ancak felsefi bilgiler kurtarabilir. Bütün nefsler özgürlüğüne kavuştuğu zaman alem dağılacak ve şekilsiz ilk haline dönecektir.

Râzî, aklın işlevini tam olarak yapmasına ve insanın mutluluğuna engel saydığı için hazcılığı eleştirir. Ona göre normalin dışına çıkmak elemi, normal hale dönüş ise hazzı meydana getirir. Burada vurgulanmak istenen husus, sıkıntı ve zahmetlere katlanarak elde edilen maddi hazların çok kısa sürdüğü gerçeğidir. Çünkü vücut doyum noktasına ulaşınca yani tabii hale dönüşünce artık haz duymaz. Râzî haz-elem ilişkisini şu örnekle açıklar: Serin gölgede oturan biri oradan ayrılıp kızgın güneş altında yürürken elem duyar, önceki yerine dönünce haz ve huzur bulur. Fakat vücudu kısa sürede ortama alışınca yani tabii hale dönünce artık haz almamaya başlar. Râzî’ye göre bu durum bütün maddi hazlar için geçerlidir.

Hazcılığı eleştirirken Eflatun gibi Râzî de aşkı bir tür ruhi hastalık sayar; aşıkları şehvet düşkünü , nefsani arzuların kulu kölesi olmakla suçlar ve hayvanlardan daha aşağı düzeyde olduklarını söyler.

Râzî ‘ye göre Yüce Allah’a en yakın olan kul en bilgin, en adil, en merhametli ve en şefkatli olandır. Bütün filozoflar,” Felsefe insanın gücü yettiği ölçüde Allah’a benzemesidir” sözüyle bunu anlatmak istemiştir. (es-Siretü’l-felsefiyye)

*Hakkında TRT Diyanet'in hazırladığı kısa video dışında pek bir şey bulmak mümkün değil. Onlarında lütfedip paylaşmasının tek sebebi bilim dünyasına bizim katkılarımız adı altında detay vermeden Razi'nin buluşlarından bahsetmek ve kendilerine sözde pay çıkartmak. Herzamanki gibi yani !

 

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Popüler

Shezofren Tasarımlar