1 Ağustos 2016 | Pazartesi

Topçu Kışlası

Kültür Sanat

II. Meşrutiyet’in ilânı ve Mebusan Meclisi’nin açılması ülkede siyasi çatışmaları artırdı. İttihatçıların içinden çıkan muhalif grup “Ahrar” eleştirilerini artırmıştı. Meşrutiyetin getirdiği özgür ortamdan yararlanan bazı gazeteler, Meşrutiyet yönetimine karşı ağır eleştirilerde bulunmaya başlamışlardı.

Meşrutiyete karşı olanlar, 13 Nisan 1909 günü (Rumi takvime göre 31 Mart) isyan ettiler. Yenileşme ve ilerlemeye karşı yapılan bu isyan kısa sürede büyümeye başladı. Mebuslar Meclisi basıldı. Genç subaylar, gazeteciler ve meşrutiyet yanlılarından öldürülenler oldu.

İstanbul’daki bu olay, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi olan Selanik’te duyulunca, parti hemen çalışmalara başladı ve Hareket Ordusu adı verilen bir kuvveti İstanbul’a gönderdi. Ordunun Kumandanı Mahmut Şevket Paşa, Kurmay Başkanı ise Mustafa Kemal’di. İsyan kısa sürede bastırılırken, suçlular yargılanarak cezalandırıldı. Ayaklanmada rolü olduğu düşünülen II. Abdülhamit tahttan indirilerek V. Mehmet Reşat padişah ilan edildi.

İsyanın Nedenleri

1- İttihatçıların mevcut sorunları çözememesi.
2- Ahrar Fırkası’nın muhalefeti.
3- Şeriat yanlılarının ağır eleştirileri.
4- Jön Türkler arasındaki fikir ayrılıkları.
5- Yeni toprak kayıplarının engellenememesi.
6- Ülkenin bazı yerlerinde meydana gelen ayaklanmalar.

İsyanın Sonuçları

1- II. Abdülhamit tahttan indirilerek V. Mehmet Reşat tahta çıkarıldı.
2- İttihat ve Terakki Cemiyeti baskı yoluna gitti ve ülke yönetiminde tam olarak söz sahibi oldu.
3- İç politikada Türkçülüğe önem verildi.
4- Ülkedeki karışıklıklardan yararlanan Ermeniler bir çok yerde isyan çıkardı.

***

''Orduyu oluşturan subayların çoğu alaylı, yani herhangi bir okuldan eğitimli değiller, okuryazar olmayanlar bile çoktur. Alaylılar, herhangi bir askeri okulu okumadan, pratikten yetişme kişilerin oluşturduğu askerler ve subaylardır. Askeri lise ve zamanın harp okullarından mezun, okullu askerler, subaylar sayıca daha azdır. Ordudaki subay ve asker profili kısaca böyle.  Alaylı asker ve subayların çoğunlukla pozitif bilimlerden uzak, mistik ve dini telkinlerin yapıldığı merkezler olan merkezlerde, ocaklarda tekke ve zaviyelere bağlı olması ilginçtir. Bu merkezler nazari bilgiler ve din istismar temellidirler; hurafelerin telkin edildiği, yeniliğe karşı olunduğu bilinir. Bu zihniyetin alaylı askerlerde yarattığı egemenliğin derecesi son derece düşündürücüdür. Bunu ifade ederken gerçek din bilgisine sahip aklı başında bilim insanlarını hariç tutuyorum.
 
2. Meşrutiyet idaresi işbaşına gelince, mebuslar meclisi oluşturulunca, işte bu hurafe merkezli "dincilik" yapan istismarcıları ve ordu mensubu alaylı subayların başını çektiği bir dedikodu yayılır; mecliste “Egemenlik Milletindir” ibaresinin konulacağını, buna karşılık “Egemenlik Allah’ındır” ifadesinin kaldırıldığı yönünde dedikodular yayılır.
Dahası da olur; “Din elden gidiyor.” “Kadınlar örtülerini açıyorlar.” diye ayaklanırlar...
İsyan ve katliamın ismi; “31 Mart Vakası” 

Tarih 31 Mart 1909
Türk tarihine kara bir leke olarak geçen “31 Mart Vakası” Böyle yazıldı tarihe. İsyancı şeriatçılar, alaylı subay ve askerler ile yabancı ajanlar ve onların yerli uşakları olan hainlerin, "molla" kılıklı ajanların desteğiyle İstanbul ele geçirilir, işgal edilir.
İstanbul sokaklarında kan olukları oluşur!  Meşrutiyet taraftarı her kim varsa katledilir. Özellikle İttihat ve Terakki taraftarı, okullu subay ve askerleri, mülkiyelileri, tıbbiyelileri kısaca ne kadar eğitimli insan varsa, Meşrutiyet taraftarı, hürriyetçi, yenilikçi her kimi yakaladılarsa katlettiler; “katli vaciptir” diye insanlar koyun boğazlar gibi boğazlandılar.
İşte bu irtica olayı, tarihe “31 Mart Vakası” olarak geçer.
Ayaklanma sonucunda mebuslar meclisi kapatırlar, seçimler iptal edilir.

Destekleyenler kim?

Birçok kaynağın bildirdiğine göre, padişahlık rejimin değişmesini istemeyen ve otoriter rejiminin devamını isteyen padişah ile İngiliz istihbaratı ve ona uşaklık edenler tarafından organize ve desteklendiği noktasında bileşilmektedir. Bu konuda çok fazla kaynak bilgi mevcuttur. Tarihçi Cemal Kutay, “Tarih Konuşuyor” dergisinde yıllarca yayınladığı belgelerle İstanbul’da bu şeriatçı, dinci -şirkçi- isyanın katlettiği insanların sayısının belli olmadığını bildirir. Cemal Kutay şu ifadeyi kullanır; “İstanbul’da 7 gün ve 7 gece sokaklarda kan aktı” der.


 
Bu isyanın merkezinin, yapmakta ısrarlı olunan Topçu Kışlası olduğunu tarihçiler belirtiyorlar. Resimde genel hali görülüyor. İsyanın lideri ise, sonradan İngiliz ajanı olduğu tespit edilen Derviş Vahdettin’dir. Taksimde Topçu Kışlasının yapılmasındaki ısrarın ardında gerçeğin ne olduğu anlaşılıyor olmalı..En azından tahmin edilebiliyor.

***

İsyanın bastırılması
Selanik’te toplanan devrimci subayların yönetimindeki “Harekât Ordusu” İstanbul’a isyanı bastırmak için sevk edilir. Ordunun kurmay kadrosu subaylar arasında Mustafa Kemal de vardır.
Harekât Ordusu İstanbul’a gelir, isyanı bastırır, isyancıların merkez ve üs olarak kullandıkları Topçu (Taksim) Kışlası topa tutulur, yıkılır, isyancılar dağıtılır, elebaşları da çeşitli cezalara çarpıştırılır.
Abdülhamit de tahttan indirilir. 

***

Suçlama başlar.
Bu olay, İttihat ve Terakki mensuplarına karşı suçlama aracı olarak kullanılır. Bunun nedeni, Topçu Kışlası, Meşrutiyeti ilan eden ve daha sonra Cumhuriyeti kuran kadrolar ve düşünce sahipleri tarafından, simgesel bağlamda, “irticaının merkezi” olarak görülür. Karşı taraf da İttihatçıları düşman.
O günden beri “Siyasal İslamcılar” Topçu Kışlasını “Şeriatın Kalesi” olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet idaresi kışlanın kalan kısmını yıkarak yerine gezi alanına dönüştürür. Bugünkü Gezi Parkı olur. ''

R.Demir 

***

 

“İsyanın başladığı Taşkışla’da bando teğmeni olarak bulunan ve olayları yaşayan Mustafa Turan’a göre 31 Mart günü sahte bir paşa bazı subaylarla birlikte Taşkışla’ya gelmiş ve padişahın sahte bir fermanını okumuştur. Fermanda askerin şapka giyeceği yazılıdır. Düzmece şapka fermanı askeri tahrik ve ayaklandırma işi için kullanılmıştır. Taşkışla’dan ayrılan heyet Beyoğlu topçu kışlasına gitmişler, aynı fermanı okuyup onların da dini duygularını kamçılayıp gitmişler. Sahte heyet gerek Taşkışla’ya ve gerek Beyoğlu Topçu kışlasında fermanı okudukları sırada çavuş, başçavuş kılığında askerleri teşvik için bir hayli casus sokmuşlar, heyetin kışladan ayrılmasıyla bunlar faaliyete geçtiler. Bunlardan Ömer Naci Bey, kışla avlusunda bir istihkam arabası üzerinde bağırmaya başladı: ‘Heyyy! Asker kardeşler, geliniz, toplanınız, sizlere diyeceklerim var, sizler Müslüman değil misiniz? Şapka giymek ne demek? Din-i mübin-i İslam’ın evlâtlarını düpedüz gâvur yapacaklar, ne duruyorsunuz? Bütün ecdadımız bu uğurda kanlarını canlarını verdiler. Müslümanlık elden gidiyor.’ Dönüp avcı askerlerine: sizlere söylüyorum, gâvur olmak için mi hürriyeti yaptınız? Sizin vazifeniz hem hürriyeti, hem de dinimiz olan Müslümanlığı muhafaza etmek değil mi? Ne duruyorsunuz, haydi hep beraber Mebusan-ı Meclise gidelim, derdimizi anlatalım” (Mustafa Turan, 31 Mart faciası).
Doğan Avcıoğlu- “31 Mart’ta yabancı parmağı” 

“Topçu Kışlası ve hemen parkın arka tarafında şimdi İstanbul Teknik Üniversitesi olarak kullanılan Taşkışla 31 Mart Olayı’nda en çok karşı koyan iki noktaydı. Olayları bastırmak isteyen Enver Paşa’nın talimatı ile Topçu Kışlası’na yoğun top atışı yapıldı. Bu atışlarda kışla ciddi zarar gördü ve neredeyse kullanılamaz hale geldi. Daha sonra 1939’da da İstanbul’da yapılan şehir planlaması gereği yıkıldı. Kışla ile ilgili çok bilinmeyen iki husus var. Birincisi Kışla’nın orijinalinde bir cami olmasıydı. Bu cami daha sonra yıkıldı. İkinci husus şu: O bölgede bir Ermeni mezarlığı bulunuyordu. Rivayet odur ki 31 Mart Olayı bastırılınca bu olaya katılıp hayatını kaybedenler Ermeni mezarlığında açılan çukurlara gömüldü. Bunlar pek bilinmez. Hükümetin gizli bir gündemi var mı bilmiyorum. Fakat bunları bilen İslamcılar için bu kışlanın tarihî bir önemi olduğu açık” ifadelerini kullanıyor.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan

***

"Kışla 1930’larda yıktırıldı ve yerine park yapıldı. Şimdi onun yerine illa o kışla yapılacak deniyor; yapılacak şeyin aynen kışla olmayacağı malum, zira o kışla binası alışverişmerkezi olmaya yetmez. 

Mazide yıkılan binaların her birini yeniden tesis ediyor musunuz? O halde 1940’larda edepsizce yıkılan Dolmabahçe Saray Tiyatrosu ve at tavlarını da yeniden ihdas edin ve Swiss Hotel’in yerine “şark kahvesi”ni yapın ve daha bunun gibi yıkılan nice eseri ihya edin. 

Bazı şeyler üzerinde ısrar etmenin hiçbir manası yok."

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Popüler

Shezofren Tasarımlar