Desiderius Erasmus                                                                          

Rotterdam’da evlilik dışı bir ilişkiden doğan Erasmus, Rönesans dönemi Hollandası’nın en önemli düşünürüdür. Deliliğe Övgü adlı ünlü yapıtında insanlara mutlu yaşamak için, deli olmaları  öğütlenmektedir. Yapıtta delilik bir kişilik olarak konuşturulur. Kendinden büyük bir coşku ve haz duyan roman kahramanı, konuşurken aklı ve onun sıkıcı hale getirdiği yaşamı sorgular. Aslında roman,  mevcut toplumsal sistemle ilgili zekice yapılan gözlemlerin ince bir alaycılıkla ifade edilmesi üzerine kurulmuştur. Delilik, bütün insanlar için geçerlidir. Ayrıca delilik yaşamın her dönemini , bütün sınıfları ve meslekleri kapsar. Çünkü delilik olmasa insanoğlu yok olur. Örneğin deli olmasa kimse bir başkasıyla evlenmez. En mutlu insanlar, doğal yaşama en yakın, akla en uzak olan insanlardır. Şu halde insan akılla bağlantısını koparmadan mutlu olamaz.

Erasmus’a göre yaşam komiktir.İnsanlar bu komedya içinde oradan oraya sürüklenen delilerdir. Bir erkek bir kadının aşkından ölür.Üstelik kadın onu sevmezse erkek ona daha çok bağlanır. Bazen taraflardan biri eşinden çok parasını sever. Bir başkası eşini kudurmuşçasına kıskanırken, bir diğeri eşinin ölümüne sevinir ve parayla ağlayıcılar tutar. Kimi daha çok kazanmak için yalan üstüne yalan söyler. Kimi  de sözümona vatan için deniz aşırı ülkelere gider. Toplum sadece parası olanlara değer verir. Din adamlarının çoğu varlıklı insanlara yaranmak için onlara övgüler düzer. Heralde Tanrı da bu komik oyunun  oyuncularını  izleyerek eğleniyordur.

İnsanı mutsuz eden akıldır. Örneğin çocuklar akıldan çok tutkularıyla davrandıkları için mutludurlar. Tanrı insanlara akıldan çok duygu verdiğine ve onun doğasını tutkularla donattığına göre, yaşamayı üstün görmek düpedüz ahmaklıktır. İnsan için en güzel şey kendi varlığından hoşnut olmaktır. Kutsal kitabı sayfa sayfa ezberleyerek cennete gitmeyi umut edenler, gerçekte dinle ilgisi kalmamış kafası bozulmuş zavallılardır. Sözümona  Mahkeme-i  Kübra’da  Tanrı onların savunmasını dinleyecek ve kendilerini  böylesine sıkıntılı ve anlamsız bir yaşam sürdükleri  için ödüllendirecekmiş. Oysa Tanrı  tutkularının değil aklının peşinen giden bu ahmaklara ‘ Benim size vereceğim bir cennet yok. Gidin kendinize başka bir kapı arayın’ diyecektir. Tanrı bu sözü söylerken Hıristiyanlığın insan sevgisi ve eşitlik üzerine temellenen gerçek öğretisinden habersiz olan dindarlar, birbirlerinin yüzlerine şaşkın şaşkın bakacaklar. Çünkü Tanrı onlara 'Birbirinizi sevin ! ’ demiştir. Bu sözün anlamını anlamayan insanoğlu birbirini ezmiş ve dünya malına düşmüştür. Fakat her şeyi Tanrı için yaptığı yalanına kendisini de inandırdığı için, şekilci bir tapınma biçimini de din olarak algılamıştır. Böyle bir din, gerçekte insanı ne mutlu eder ne de erdemli kılar.

Sonra şöyle devam ediyor; ‘ Mutluluk bilgisizliktedir’ diyor Erasmus. Örneğin kılı kırk yararak her şeyi bildiğini sanan ve her konuda ahkam kesen piskoposa bakın. Sonra ayakkabılarının bağına atacakları düğüm sayısı, kendilerine özgü giysilerin rengi ve nasıl bir kumaştan yapılacağı gibi konularda kafa yoran tarikatlara bakın. Bu tür ayrıntılarla uğraşan insanlar mutlu olabilir mi? Görünürde din ile uğraşan bu dindarlar aslında kendi çıkarlarının peşindedirler.  Bunların başında piskoposlar vardır, ama onların da başında olan tek kişi papadır. Piskoposlar sürüleri otlatma işini İsa’ya bırakarak, kendileri otlamaya bakarlar. Papa, Ruhül Kudüs’ün silahlarını istediği gibi kullanır. İstediği şeyi yasaklar, istediğine ceza verir, aforoz eder, kızdığı kişilere savaşan boğalar gibi saldırır. Ancak Tanrı mülkünün şeytanın kışkırttığı kötülerin eline geçmesi karşısında sessiz kalır. Onlar insanlara bu dünyadaki günahlarından arınmak için parayla hizmet ederler. Öteki dünyada Tanrı’ya verilecek hesapla ilgili de kolay reçeteler sunarlar. İnsanlara taşımaya yedi geminin yetmeyeceği kadar çok ibadet, tesbih ve mırıltı götürmeyi  öğütlerler. İnsanlara okudukları  ilahilerin ve kayaya yapışık bir sünger gibi  elli yıl aynı manastıra bağlı kalmanın kendilerini kurtaracağını anlatırlar. Oysa  yalnızlık içinde geçirdikleri yılların etkisiyle aptallaşan bu insanların inanma biçimleri Tanrı’yı şaşırtır. Tanrı onlara bütün bunlardan hiçbir şey anlamıyorum diyecektir. Benden ‘ Daha yalnız ve daha kutsal olmaya çalışanlara verilecek hiçbir şeyim yokki,’ diye sürdürecektir sözünü.

Kısacası Erasmus her şeyle eğlenir. Örneğin ulusal onur, meslek ve servetle övünme gibi konular da onun için alay konusudur. Hele akıl adına yapılanlar, onun hedef  tahtasını oluşturur. Erasmus bu çarpıcı görüşlerine karşın, dingin ve çekingen bir yaşam sürer. Kendi mutluluğunu arayan bu bilge adam aslında ne Katolik ne de Protestandır. Ama Luther’in Augustinus’u izleyerek özgür istenci ve aklı reddetmesine tepki olarak 1524’te Katolik olur. Ömrünün son döneminde yazıları ile başlangıçta özgürlükçü ve eşitlikçi bir yol izleyerek Protestanlık mezhebini kuran ancak zamanla bağnaz bir ‘evet efendimci’ olan Luther’e tepki gösterir. Luther’de ona sert eleştiriler yöneltir. Bu tartışmada Erasmus’un yanında yakın dostu  Sir Thomas More da  yer alır. Biraz da bu tartışmalar yüzünden More şehitliği seçmeye zorlanmıştır. Russell’a göre (1997) Erasmus dostu More’un öldürülmesini şöyle değerlendirmektedir. ‘Keşke More tehlikeli işlere hiç karışmasaydı da, teolojik davayı teologlara bıraksaydı.’

İşte Rönesans Dönemi’nin en önemli düşünürlerinden biri olan Erasmus, böyle bir adamdır. O dünyaya ve insana yoğun ilgi göstermiş ancak onun bozulmuş ve kötüleşmiş halini asla içine sindirememiştir. Bu yüzden toplumsal yaşamda akıl adına yapılan her türlü saçmalığa tepki göstermiş ve deyim yerindeyse, yaşadığı dönemi  karikatürize  etmiştir. Böylece insanı özgür yaşamaktan ve yetkinleşmekten alıkoyan nedenlerin altını çizmiş ve insanları mutluluğa ulaşmaları için kışkırtmıştır. Yaratıcı zekanın ve alaycılığın en güzel örneklerinden biri olan ‘Deliliğe Övgü’ adlı yapıtın, bugün bile ilgiyle okunmasının nedeni de budur.

‘ Ayhan Aydın’

Alıntılar :

İnsan, doğasında olmadığı halde erdem maskesi takıp da kendi karakterinin dışına çıkarsa, kusurunu ikiye katlamış olur.

Ruhla dolu insan mecnundur,onu bu hale getiren sizin günahkârlığınız, sizin düşmanlığınız.

Bir şey sağduyunun ne kadar zıttı ise, kendine o kadar çok hayran çeker; en kötü şey, her zaman çoğunluğu okşayan şeydir.

Bir dert, onu önemsemeyene dert değildir.

Hayattan iğrendiklerinden dolayı kendilerini öldürmek hevesine kapılan insanlar kimlerdir? Bunlar özelllikle kendilerini bilgeliğe vermiş kimseler değiller midir?

Öyleyse soruyorum, kendisinden nefret eden adam başkasını sevebilir mi? Kendisiyle anlaşamayan kişi başkasıyla anlaşabilir mi? Kendisinden bile bıkmış usanmış kişi başkasına keyif verebilir mi? Bana göre, insan Delilikten daha deli değilse bu sorular karşısında sadece susar.

Sağ duyusu fazla olan bir ruhta, memnuniyetsizliklere çok sebep vardır.


Dünyada her şey o kadar karanlık ve değişkendir ki, hiçbir şeyi kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Çocukluk saçmalamaktan, hiçbir şey anlamamaktan başka nedir? Bu çağı bu kadar sevimli kılan, her şeyden bihaber olmak değil mi? Hilkat garibesi gibi, yetişkinin bilgisine sahip bir çocuktan kim nefret etmez?

Bir deli ile bir bilge arasındaki fark, birincisinin tutkularına, ikincisinin ise aklına boyun eğmesinden ibarettir.

Madem ki insanız, gerçek tedbirlilik, yapımızın kaldırdığından daha fazla bilge olamamaktır. Ya kalabalığın deliliklerine tatlılıkla katlanmalı ya da kalabalıkla birlikte hatalar deryasına kendimizi kaptırmalıyız. "Fakat, diyeceksiniz, böyle bir hareket deliliktir." Bunu kabul ederim; ama siz de yaşam komedisini oynamanın gerçekten bu olduğunu kabul ediniz.

Çocuklar yaşlıları çok çok sever, aynı şekilde yaşlılar da çocukları; ne de olsa tanrı benzerleri benzerleriyle buluşturur.

Ne kadar az hüner sahibiyseler, o derece kibirli ve gururludurlar. Bununla beraber,bütün deliler, kendilerini alkışlayan başka deliler bulurlar!

 

 

 

 

Etiketler

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Shezofren Tasarımlar