13 Temmuz 2016 | Çarşamba

Kulaktan Kulağa

Shezofren Takıntılar

Dedikodu çarkları ile çalkalanan insan söylemlerinin ne kadar eksik ya da ne kadar fazla olduğunu bir kez daha anladım. Kalabalık bir grup eskiyi yâd ederek kulaktan kulağa oynadık. Kulağa söylenen ilk cümle ile uzun bir yol kat ettikten sonra ortaya çıkan son cümle arasında devasa bir fark var. Bu her zaman oluyor tabi ki biliyorum. Fakat küçükken oynadığımız bu masum oyun  aslında yaşadığımız hayatta ki kısır döngü ile bir kez daha yüzleşmemizi sağlayabiliyor. Algılarımızı, söyleyen kişiye beslediğimiz hisleri  ya da hakkında konuşulan kişiye karşı derinlerimizde sakladığımız duyguları, kendi karakterlerimiz  ile harmanlayıp, konuşulan her şeyi değiştirip, eksiltip, üzerine katıp katıştırıp büyütüyoruz.

Bakış açımız diyoruz ya hani. İşte o bakış açımız duyulan her şeyi şekillendiriyor. Size ufacık gelen bir olay başkası için dünya meselesi haline gelebiliyor ya da tam tersi …

Genelde kendini korumak adına yapılan dedikodu balon misali, bir başkasını korumak ve savunmak adına girişimde bulunan kişinin sözleri ise kocaman bir çığ. İnsanlar nedense savunmalardan, objektif bakış açısından pek hoşlanmıyor. ‘Benimle karşılıklı gömeceksen gömelim yok yapamayacaksan bana üç metreden fazla yaklaşma ‘ der  gibi suratınıza bakıp bir sonra ki adımda sizi gömebileceği birinin arayışına dalıp gidiyor. Biraz argo oldu ama  bence en iyi tabir bu. Gömmekten haz alıyoruz !

Etrafımıza bir bakalım. Genelde dedikodu yapmayı sevmeyen insanlardan pek hoşlanılmaz. Samimi bulunmaz, haklarında en çok konuşulan kişilerdir, en masum onlar olduğu  için potansiyel günah keçisi de onlardır.‘’Dedikoducular başkalarının samimiyetlerinden rahatsız olurlar.’’ diyen Lula Vollmer çok haklı.

İnsan olarak özümüz cidden çok çelişik. Örneğin birinin çok dedikoducu olduğunu, dediklerinin çoğunun yalan olduğunu, herkes hakkında olur olmaz konuştuğunu biliriz, söyleriz. Fakat bizimle ilgili herhangi bir şeyi bize ilettiği an tüm bunları bir kalemde silip, allak bullak oluruz. Doğruluğunu sorgulamadan inanabiliriz. Çünkü söylenen her şey bizimle ilgilidir.

Birde birilerine yaranmak adına ortak olunan dedikodu vardır ki bana göre en sakıncalı olanı. 

En zor şey kendimizi yargılayabilmek. Başkaları ile ilgili konuşmak, onları yargılamak ise en kolayı. Küçük dünyalarımızda kendimizi bırakıp başkaları ile uğraşmak, kendimizi unutabilmek... İşte bu, yapay mutluluklarımız için en önemli şey !

En tuhaf durumlardan biri de aslında en trajik olanı, orada olmayan biri hakkında konuşulurken herkesin anlamlandıramadığı o garip tatlı hâl. Ruhumuzu yapay zevkler ile beslediğimizin kanıtlarından biri. Bir sonra ki aşama ise daha da vahim, hakkında dedikodu yaptığımız insanın suratına bakıp sahte sahte sırıtabilmek. Gözlerinin içine içine bakabiliyor iseniz bitiksiniz. Özünüzde bir utanma veya pişmanlık duygusu hissediyor ve gözlerine bakamıyorsanız halâ bir umut var. Ruhunuz sefilliği tam anlamıyla seçmemiş …

Belki de asosyallikle suçladığımız insanların kaçtığı ilk şey, gerçek dışı insan ilişkileri. Bu yapış yapış çarkların içinde debelenen insanlarla bir arada yaşamayı tercih etmiyorlar. Küçük dünyalar yerine büyük dünyalarında insansız yaşayıp ,samimiyetsizlikten  kaçıyorlar. Kim bilir !

‘’Başkalarını kötülemek için yapılan dedikodudan duyulan zevk, başkalarını düşürdüğümüz ölçüde kendimizi yükselttiğimizi sanmaktır. ‘’ Descartes 

Dipçe: ''Tartışmak erkeklere, dedikodu yapmak kadınlara mahsustur.'' sözü gerçekten L. May Alcott'a mı ait bilmiyorum. Fakat yanlış bir genelleme olduğunu, en azından kendi gözlemlerimle kendimce biliyorum. Cinsiyet  ile ilgili bir şey değil bu. Tamamen insanın özü ile ilgili bir durum.

Etiketler

Yorumunuzu benimle paylaşın

En Yeniler

Shezofren Seçimler

Shezofren Tasarımlar